İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Hukuk, İktidar ve Siyasallaşma” başlıklı en son yazısında hukuk, siyaset ve ekonomi arasındaki karmaşık ilişkiyi ele aldı. Eğilmez, hukukun öngörülebilirliğinin azalmasının yatırım kararları ve ekonomik güven üzerinde birçok olumsuz etkiye yol açtığını ifade etti.
‘1984’ ROMANI ÜZERİNDEN HUKUK TARTIŞMASI
Yazısında George Orwell’in “1984” romanını referans alan Eğilmez, hukuk ile iktidar arasındaki bağı irdeledi.
Eğilmez, şu şekilde değerlendirdi:
George Orwell’in 1984 romanı, hukukun iktidarla ilişkisini sorgulamamıza olanak tanıyan bir distopya örneğidir. Bu evrende hukuk, bireyi koruyan, öngörülebilir ve genel kurallar bütünü olmaktan çıkarak iktidarın kendini yeniden üretmesini sağlayan bir araç haline gelmiştir. “Büyük Birader” figürü, yalnızca bir siyasi lideri değil, hukukun ne olduğu ve nasıl uygulanacağına dair üstün iradeyi temsil eder. Böylece hukuk, dışsal bir sınır olmaktan ziyade iktidarın içsel bir işlevine dönüşür.
HUKUKUN SİYASALLAŞMASI TARTIŞMASI
Eğilmez, hukukun siyasallaşmasının normatif tarafsızlığın azalması anlamına geldiğini ve bunun hukuk sisteminin bağımsız işleyişini sorunlu hale getirdiğini belirtti.
Bu konuda şunları ifade etti:
Hukukun siyasallaşması tartışması, bu aşamada anlam kazanmaktadır. Siyasallaşma, hukukun normatif tarafsızlığını yitirerek siyasi rekabetin bir parçası haline gelmesi demektir. Bu durumda hukuk, çatışmaları çözen bağımsız bir mekanizma olmaktan çıkarak, çatışmanın taraflarından biri haline gelir. Normların içeriğinden ziyade, o normların kim tarafından, hangi bağlamda ve hangi yorumla uygulanacağı belirleyici hale gelir. Bu da hukukun temel iddiası olan eşitlik ve öngörülebilirliği doğrudan sorgulanır hale getirir.
HUKUK VE SİYASET AYRIMININ ORTADAN KALKMASI
Eğilmez, hukuk ile siyaset arasındaki ayrımın tamamen ortadan kalkmasının en uç senaryo olduğunu ifade etti.
Bu durumu şöyle açıkladı:
Bu sürecin ulaştığı en uç nokta, hukuk ile siyaset arasındaki ayrımın tamamen ortadan kalkmasıdır. Suçun tanımı, davranıştan değil, iktidarın niyet okumalarından türetilir; geçmiş, mevcut siyasi ihtiyaçlara göre yeniden yazılabilir; gerçeklik, merkezi otoritenin söylemiyle sürekli güncellenir. Bu noktada artık hukukun siyasallaşmasından değil, hukukun tamamen siyasi iradeye indirgenmesinden söz edilir.
TÜRKİYE’DE HUKUK TARTIŞMALARI
Türkiye’deki hukuki tartışmaların daha çok hukukun işleyişi üzerinden yürütüldüğünü belirten Eğilmez, yargı bağımsızlığına dair algıların önemine dikkat çekti.
Eğilmez, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
Türkiye bağlamında tartışmalar genellikle bu mutlak yapı üzerinden değil, dereceli bir ilişki üzerinden yapılmaktadır. Hukuk sisteminin biçimsel yapısı, anayasal çerçeve ve yargı kurumları hala varlıklarını sürdürmektedir; ancak tartışmalar bu yapıların fiili işleyişi üzerinedir. Özellikle yorum gücünün dağılımı, yargı bağımsızlığına ilişkin algılar ve benzer olayların farklı dönemlerde farklı sonuçlara bağlanabilmesi, siyasallaşma tartışmasının merkezini oluşturmaktadır. Bu noktada hukuk tamamen ortadan kalkmamış olsa da tarafsızlık algısına dair tartışmalar yoğunluk kazanmaktadır.
HUKUKİ GÜVENLİK VE YATIRIM ORTAMI
Seçici uygulama algısının hukuki güvenliği zayıflattığını vurgulayan Eğilmez, bunun ekonomik boyutlarına da değinirken sözlerine şöyle devam etti:
Seçici uygulama algısı, bu tartışmanın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Hukukun bazı durumlarda farklı yoğunluklarda uygulanması veya benzer olayların farklı sonuçlara bağlanması, normların kendisinden çok uygulayıcıların konumunun belirleyici olduğu yönünde bir algı yaratır. Bu algı güçlendikçe hukuki güvenlik zayıflar. Çünkü birey açısından önemli olan yalnızca kuralın varlığı değil, o kuralın istikrarlı bir biçimde uygulanacağına dair inançtır.
HUKUKİ ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK EKONOMİYİ ETKİLİYOR
Eğilmez, hukuki öngörülebilirliğin zayıflamasının ekonomik karar alma süreçlerini doğrudan etkilediğini belirtti.
Hukuki öngörülebilirliğin zayıflaması yalnızca hukukun değil, ekonomik rasyonelliğin de alanını daraltır. Ekonomik aktörler, kararlarını geleceğe ilişkin beklentiler üzerinden alır. Hukukun duruma göre değişen yorumlarla işlediği bir ortamda bu beklenti mekanizması zayıflar. Bu durum yalnızca yatırım kararlarını değil, genel ekonomik davranış kalıplarını da etkiler. Güçlü ekonomilerin ortak özelliği yalnızca üretim kapasitesi değil; aynı zamanda kurumsal güven ve hukuki öngörülebilirliktir.
‘ASIL MESELE EĞİLİMİN KENDİSİ’
Yazısını bir değerlendirme ile sonlandıran Eğilmez, hukukun tarafsızlığına dair temel soruların önemine dikkat çekti.
Mesele, bir rejim etiketinden ziyade bir eğilim sorgusudur. Hukuk, ne ölçüde öngörülebilir ve genel, tarafsız kalabilmektedir? İktidar ile hukuk arasındaki mesafe ne kadar korunabilmektedir? George Orwell’in romanı bu sorulara doğrudan yanıt vermez; ancak bu soruların sorulmasını zorunlu kılar. Çünkü hukuk, yalnızca yazılı metinlerden değil, o metinlerin hangi siyasal ve kurumsal ortamda anlam kazandığından ibarettir.
Kaynak: Cumhuriyet
