ABD ile İran, devam eden savaşı sonlandırmayı hedefleyen geçici bir uzlaşıya vardıklarını “zafer” nidalarıyla ilan etti. Ancak, Pakistan’ın yoğun diplomatik çabalarıyla hazırlanan bu mutabakatın içeriği, birçok kritik noktada soru işaretleri barındırmaya devam ediyor.
Mutabakat Kapsamında Hangi Adımlar Atılacak?
Pakistanlı yetkililerden alınan bilgilere göre, hazırlanan mutabakat zaptının ilk aşaması Hürmüz Boğazı‘nın İran tarafından tamamen trafiğe açılmasını ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırmasını içeriyor. Cuma günü imzalanan bu anlaşma sonrası Hürmüz Boğazı‘nın yeniden işlevsel hale gelmesi bekleniyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın gemi geçişlerinden herhangi bir ücret almayacağını vurgulayarak, bölgede savaş öncesindeki statükonun yeniden tesis edileceği mesajını paylaştı.
Dünya genelindeki petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birinin gerçekleştiği bu stratejik boğazın kapalı kalması, enerji fiyatlarında keskin yükselişleri beraberinde getirmişti. Akaryakıt ve temel ihtiyaç maddelerindeki bu fiyat artışları küresel piyasaları sarsarken, özellikle ABD içerisinde ciddi bir enflasyonist baskı oluşturmuştu.
60 Günlük Müzakere Sürecinde Neler Görüşülecek?
Anlaşmanın bir sonraki aşamasında taraflar, 60 gün sürecek yoğun bir müzakere trafiğine girecek. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerde olumlu mesafe kat edilmesi durumunda bu sürenin uzatılabileceğini dile getirdi. Müzakerelerin odak noktasını ise İran’ın nükleer faaliyetleri oluşturuyor. Washington yönetimi, Tahran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını tasfiye etmesini ya da seyreltmesini talep ediyor. Tahran ise nükleer çalışmalarının tamamen barışçıl amaçlar taşıdığı argümanını sürdürüyor.
İran tarafının bu süreçteki temel beklentisi, uluslararası yaptırımların gevşetilmesi ve çeşitli ülkelerde dondurulmuş durumda olan milyarlarca dolarlık varlıklarına yeniden erişim sağlamak. Pakistanlı kaynaklar, yaptırımların kaldırılması ve paranın serbest bırakılmasının, müzakerelerdeki somut ilerlemelere göre kademeli olarak gerçekleşeceğini belirtiyor.
Bölgesel Güvenlik ve Füze Programı Tartışmaları
Anlaşmanın en çok tartışılan taraflarından biri, İran’ın füze kapasitesi ve bölgedeki müttefiklerine sağladığı desteğin metinde yer alıp almadığı konusu. ABD yönetimi daha önce savaşın hedefini, İran’ın füze gücünü kırmak ve bölgesel ağlarını zayıflatmak olarak tanımlamıştı. Ancak mevcut veriler, mutabakatın bu konuları nasıl kapsadığını net bir şekilde ortaya koymuyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, mutabakat metninin yaklaşık bir buçuk sayfa uzunluğunda ve “çok genel” ifadeler içeren bir belge olduğunu kaydetti. Vance, pek çok kritik detayın 60 günlük süreçte netleşeceğini ifade etti.
Lübnan Cephesi ve İsrail’in Tutumu Ne Olacak?
Mutabakatın kalıcılığı önündeki en büyük engellerden biri Lübnan’daki durum olarak görülüyor. İran, herhangi bir anlaşmanın Lübnan’da da ateşkesi kapsamasını şart koşarken; ne İsrail ne de Hizbullah bu mutabakatın imzacısı konumunda değil. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, anlaşma haberlerinin ardından yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun son aylarda kontrol altına aldığı güney Lübnan topraklarından çekilmeyeceğinin altını çizdi. Hizbullah ise İsrail güçleri tamamen bölgeyi terk edene kadar eylemlerine devam edeceğini duyurdu.
Associated Press’e bilgi veren bir ABD’li yetkili, mevcut metnin İsrail’in Lübnan’dan çekilmesine dair bir hüküm içermediğini ve Tel Aviv’in “kendini savunma hakkını” saklı tuttuğunu belirtti.
Netanyahu Üzerindeki Siyasi Baskı Artıyor
Söz konusu mutabakat, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için de siyasi bir sınav niteliği taşıyor. Savaşın başında ABD ile tam bir dayanışma içinde olduğunu belirten Netanyahu’nun, bu ateşkes sürecinde büyük oranda devre dışı kaldığı yorumları yapılıyor. ABD Başkanı Trump‘ın savaşı bir an önce bitirme stratejisi ile Netanyahu’nun daha geniş askeri hedefleri arasında bir uyuşmazlık yaşandığı gözleniyor.
Netanyahu, bu mutabakatın tamamen Trump‘ın kendi tasarrufu olduğunu savunarak, İsrail için önceliğin İran’dan kaynaklanan nükleer tehdidi tamamen yok etmek olduğunu yineledi. İsrail iç siyasetinde hem muhalefetin hem de koalisyon ortaklarının sert eleştirilerine maruz kalan Netanyahu’nun, bu gelişmelerle birlikte bu yıl yapılması beklenen seçimler öncesinde zorlu bir döneme girdiği değerlendiriliyor.
