1. Haberler
  2. Gündem
  3. Tunceli’de Madencilik Protestoları Büyüyor

Tunceli’de Madencilik Protestoları Büyüyor

featured
0
Paylaş

Tunceli, Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından en zengin bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak son yıllarda farklı şirketlerin maden ruhsatları alması, bu zenginliği tehdit eden birçok hukuki süreç, protesto eylemi ve çevresel mücadeleye neden oldu. Özellikle Pülümür, Ovacık ve Geyiksuyu bölgelerindeki madencilik faaliyetleri kamuoyunda tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Tunceli’de krom, altın, bakır ve polimetalik maden arama faaliyetlerinin artmasıyla birlikte çevre örgütleri, meslek odaları ve vatandaşlar, projelerin Munzur Havzası gibi önemli su kaynakları, mera alanları ve endemik türler için ciddi tehditler oluşturduğunu vurguluyor.

MADENLER ÜZERİNE HUKUKSAL İTİRAZLAR SÜRÜYOR

Pülümür ilçesindeki Karagöz Köyü çevresinde planlanan krom madeni projesi, tepkilerin merkezinde yer alıyor. Dimin Madencilik tarafından yürütülmesi planlanan bu projenin, Karagöz ile birlikte Dağbek, Çakırkaya, Kovuklu, Kaymaztepe, Mezra ve Kocatepe köylerini kapsayan geniş bir ruhsat sahasında hayata geçirilmesi hedefleniyor. Ayrıca, Pülümür ilçesindeki Hel Dağı’nda yürütülen krom madenciliği faaliyetleriyle ilgili olarak Tunceli Barosu tarafından açılan davada, bu faaliyetlerin gerekli çevresel süreçler tamamlanmadan başlatıldığı ve bölgenin koruma altındaki canlı türlerinin yaşam alanı olduğu ifade ediliyor. Ovacık ilçesine bağlı Cevizlidere Köyü de son yıllarda madencilik girişimlerinin gündeme geldiği başka bir alan olarak öne çıkıyor. Munzur Koruma Kurulu, projelerin tarım alanları ve su kaynakları üzerindeki olumsuz etkilerine dair toplantılar düzenliyor.

“DOĞANIN KENDİSİ MADENDEN DAHA DEĞERLİDİR”

Munzur Doğa Sporları ve Arama Kurtarma Derneği (MUDAK) Genel Koordinatörü Mehmet Bidav, Tunceli’deki maden projelerine dair yaptığı açıklamada, madencilik faaliyetlerinin doğayı yalnızca ekonomik bir kaynak olarak gören bir anlayışla yürütüldüğünü belirtti.

Bidav, bu bağlamda şu ifadeleri kullandı:

“Günümüzde maden faaliyetleri, kapitalist sistemin değer olarak öne çıkardığı metal üretimine dayalı bir anlayışla yürütülüyor. Bu durum, doğayı ve coğrafyayı pervasızca talan eden bir üretim biçimini beraberinde getiriyor. Asıl değerli olan altın ya da maden değil, doğanın kendisidir. Doğal yaşamın kendisi, uzun vadede insanlığa sağladığı kazanımlar açısından çok daha büyük bir öneme sahiptir. Ancak kapitalist sistem, her şeyi mümkün olan en kısa sürede kar elde etmek amacıyla kullanmayı hedefliyor. Bu nedenle doğanın, canlı türlerinin ve ekolojik dengenin onlar açısından bir önemi yok. Tek düşündükleri kazanç ve ranttır. Bölgedeki maden projeleri de bu anlayışa hizmet ediyor.”

“TUNCELİ, ENDEMİK TÜRLER AÇISINDAN EŞSİZ BİR COĞRAFYA”

Tunceli’nin biyolojik çeşitliliğiyle dünya çapında önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Bidav, “Dersim coğrafyası doğal bir ada niteliğindedir. Etrafı büyük ölçüde su kaynaklarıyla çevrilidir ve karasal bağlantısı oldukça sınırlıdır. Bu nedenle, yaban hayatının ve endemik türlerin en yoğun görüldüğü yerlerden biridir. Toroslar ile Karadeniz ekosisteminin kesiştiği noktada bulunması, bölgeyi son derece zengin bir biyolojik çeşitlilikle buluşturuyor. Kurtlardan ayılara kadar birçok yabani canlı burada yaşamaktadır. Bu doğal yaşam, sadece burada yaşayan insanlar için değil, tüm insanlık için ortak bir değerdir. Doğadaki denge bozulduğunda, bunun sonuçları yalnızca bir bölgeyi değil, tüm dünyayı etkiler.” şeklinde konuştu.

“DOĞAYA YÖNELİK HER TAHİRİBATA KARŞI ORTAK MÜCADELE GEREK”

Madencilik faaliyetlerinin ekolojik dengeyi bozduğunu dile getiren Bidav, doğa savunucularına dayanışma çağrısında bulundu. “Madencilik faaliyetleri doğanın dengesine müdahale ediyor. Doğayla oynandığında ortaya çıkan tahribatı herkes görüyor ve kısa sürede hissediyor. Bu nedenle doğayı koruma konusunda herkesin duyarlı olması gerekiyor. Bu yalnızca Dersim’in, Tunceli’nin ya da Munzur’un meselesi değildir. Karadeniz’de, Akdeniz’de, Ege’de de aynı duyarlılığa ihtiyaç vardır. Dünyanın neresinde doğaya yönelik bir tahribat yaşanıyorsa, doğa savunucularının buna karşı kararlı bir duruş sergilemesi gerekir. Aksi takdirde doğayı yalnızca bir kazanç alanı olarak gören anlayış, yaşam alanlarını geri dönüşü olmayacak şekilde yok etmeye devam edecektir.” dedi.

Kaynak: Cumhuriyet

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter