Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında geçtiğimiz hafta uzaktan imzalanan mutabakat zaptının ardından, önümüzdeki 60 günlük süreçte gerçekleştirilmesi beklenen teknik ve siyasi görüşmelere odaklanıldı. Her iki taraf da nihai bir sonuca ulaşılabileceğine dair ihtiyatlı bir iyimserlik sergilese de, uzmanlar süreci sekteye uğratabilecek ciddi anlaşmazlıkların sürdüğüne dikkat çekiyor.
1. Lübnan Dosyası: Bölgesel Şartlar Masayı Nasıl Etkiliyor?
Analistlere göre, uzlaşmanın önündeki ilk ve en hassas bariyer Lübnan meselesi. Tahran yönetimi, son dönemdeki açıklamalarıyla taleplerini genişleterek, yapılacak bir anlaşmanın mutlaka İsrail’in Lübnan’dan tamamen çekilmesini içermesi gerektiğini vurguladı. Mutabakat metninde Lübnan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı duyulmasına ilişkin ifadelerin yer alması, İran’ın bu konuyu müzakere masasında daha baskın şekilde savunmasına yol açtı.
Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington ve Tahran arasındaki mutabakata bağlı olmadığını ilan etti. Netanyahu, Güney Lübnan’da “güvenlik bölgesi” tanımlamasıyla sürdürülen fiili işgali bitirme niyetinde olmadığını duyurdu. İsrail ve Hizbullah arasında ateşkes sağlanmış olsa da, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki belirli hedeflere yönelik saldırıları bölgedeki kırılgan yapıyı koruyor.
2. Nükleer Program ve Uranyum Stoku: Teknik Uzlaşı Ne Zaman Sağlanacak?
Müzakere sürecinin en karmaşık başlığı olarak İran’ın nükleer programı görülüyor. Taraflar, uranyum zenginleştirme işlemlerinin geleceği ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti gibi hayati konuları sonraki teknik görüşmelere bıraktı. Uzmanlar, kalıcı bir anlaşmanın başarısının büyük ölçüde bu teknik detayların nasıl çözüleceğine bağlı olduğunu ifade ediyor.
3. Yaptırımların Kaldırılması: ABD İç Siyaseti Bir Engel mi?
Bir diğer önemli başlık ise yaptırımların hangi takvim ve hangi şartlar çerçevesinde sonlandırılacağı konusu. İran’ın atacağı nükleer adımlara karşılık hangi yaptırımların esnetileceği konusunda henüz net bir plan üzerinde uzlaşılamadı. Süreci zorlaştıran bir diğer faktör ise ABD iç siyaseti olarak öne çıkıyor. Başkan Donald Trump, nihai anlaşmanın Kongre onayına sunulabileceğine dair işaretler verdi. ABD’nin temel ekonomik yaptırımlarının kaldırılması için yasama onayı gerekebileceği belirtilirken, bu durumun anlaşmanın önündeki en büyük siyasi engel olabileceği değerlendiriliyor.
Eski ABD Hazine Bakanlığı yaptırım soruşturmacısı ve Hughes Hubbard & Reed hukuk bürosu ortağı Jeremy Paner, Reuters’a verdiği demeçte, İran petrol sektörünün büyük oranda Devrim Muhafızları kontrolünde olduğuna dikkat çekti. Paner, “Geçici anlaşmanın İran petrol ihracatına belirli kolaylıklar getirmesine rağmen, Devrim Muhafızları’nın ekonomik ağırlığı nedeniyle Amerikalı şirketlerin önemli hukuki risklerle karşı karşıya kalabileceğini” ifade etti.
4. Hürmüz Boğazı Anlaşmazlığı: Denizde Kriz Riski Nedir?
Uzmanların uyardığı dördüncü ve en riskli konu ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol mücadelesi. Küresel petrol ticaretinin merkezinde yer alan bu stratejik su yolu, taraflar arasında yeni krizlerin fitilini ateşleyebilir. İddialara göre Tahran, Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili yönetiminin uluslararası alanda tanınmasını talep ediyor. İran tarafından tesis edilen yeni denizcilik otoritesine bildirimde bulunmayan gemilere yönelik olası müdahalelerin, gerilimi uluslararası boyuta taşıyabileceği belirtiliyor.
Gözler Teknik Görüşmelerde: Görüşmeler Neden Ertelendi?
Tarafların İsviçre’de başlaması planlanan teknik görüşmeleri, İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını artırması nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı. Uluslararası ve bölgesel arabulucuların temaslarını sürdürdüğü bildirilirken, müzakerelerin önümüzdeki günlerde tekrar başlaması bekleniyor. Uzmanlar, taraflar uzlaşmaya yakın dursa da Lübnan’dan Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan bu karmaşık dosyaların önümüzdeki haftalarda beklenmedik gelişmelere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
