Doğu Akdeniz’de sular enerji rekabetiyle yeniden ısınıyor. Yunanistan’ın ABD merkezli enerji devi Chevron liderliğindeki bir konsorsiyumla vardığı son anlaşma, Türkiye’nin bölgedeki stratejik hamlelerini ve ‘Mavi Vatan’ doktrinini yeniden tartışmaya açtı.
Doğu Akdeniz’de Kim, Ne Zaman ve Hangi Anlaşmaya Vardı?
Yunanistan, 16 Şubat tarihinde ABD’li Chevron şirketinin başını çektiği bir konsorsiyum ile Doğu Akdeniz sularında dört farklı sahada hidrokarbon araması yapmak üzere resmi bir sözleşme imzaladı. Bu alanlardan iki tanesinin, Türkiye’nin 2019 senesinde Libya ile gerçekleştirdiği deniz yetki alanı mutabakatı kapsamındaki bölgelerle çakışması dikkat çekti. Enerji uzmanı Ali Arif Aktürk, söz konusu durumu değerlendirirken, “ABD, anlaşmayla, ‘Mavi Vatan söylemini takmıyorum’ dedi” ifadelerini kullandı. ‘Mavi Vatan’ kavramı, özellikle 2019’daki anlaşmanın ardından kamuoyunda yoğun şekilde gündeme getirilmişti.
Milli Savunma Bakanlığı Anlaşmaya Karşı Nasıl Bir Tavır Aldı?
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), konuyla ilgili dün yayımladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Yunanistan’ın, Girit’in güneyindeki hidrokarbon sahalarında tek taraflı olarak uluslararası şirketler ile yürüttüğü faaliyetler doğrudan ülkemizin deniz yetki alanlarını etkilememekle birlikte uluslararası hukuka ve iyi komşuluk ilişkilerine aykırılık teşkil etmektedir. Libya ile ülkemiz arasındaki 2019 tarihli Deniz Yetki Alanlarına İlişkin Mutabakat Muhtırasına ve Libya’nın 27 Mayıs 2025 tarihinde Birleşmiş Milletler’e bildirdiği deniz yetki alanları hilafına yürütülmeye çalışılan bu hukuksuz faaliyetin karşısındayız.” Bakanlık ayrıca, Libya makamlarının bu tek taraflı hamlelere karşı girişimde bulunması için gerekli desteğin verildiğini vurguladı. Ancak açıklamada hem faaliyetlerin deniz yetki alanlarını “doğrudan etkilemediğinin” söylenmesi hem de “2019 muhtırası hilafına” olduğunun belirtilmesi, uzmanlar tarafından çelişkili bulundu.
‘Vatan’ Kavramı Deniz Alanları İçin Ne İfade Ediyor?
Dış politika analisti Aydın Sezer, MSB’nin açıklamasını “sorunlu ve gereksiz” olarak nitelendirerek eleştirdi. Cumhuriyet’e konuşan Sezer, ‘Mavi Vatan’ söylemine neden itiraz ettiğini, “Vatan, egemenlik bölgesidir. Mavi Vatan’ın da böyle olduğunu varsayabiliriz. Bir ülkenin tam egemenliği bulunan alan, onun karasularıdır. Yani karasularımız neresiyse Mavi Vatan’ımız orasıdır. Fakat denizin dibi ve hidrokarbon yataklarında sınırlı yetki veren kıta sahanlığı, vatan değildir” sözleriyle dile getirdi.
2019 Tarihli Libya Anlaşmasının Arkaplanında Neler Yaşandı?
Türkiye’nin Libya sürecine dahil oluşuna dair kronolojik bilgiler veren Sezer, 2011’deki iç savaşa finansal destekle başlandığını hatırlattı. Sezer, Ahmet Davutoğlu’nun o dönem Müslüman Kardeşler’e önce 100 milyon dolar, ardından 300 milyon dolar gönderileceğine dair açıklamalarını ve Ali Babacan’ın paranın nakliyesiyle ilgili “uçak düşer diye parçalar halinde gönderdik” şeklindeki ifadelerini anımsattı. Sezer, 2012’de Adalet ve İnşa Partisi’nin kurdurulduğunu, ancak 2019’a gelindiğinde desteklenen tarafın yenilgi eşiğinde olduğunu belirtti.
Deniz Yetki Anlaşması Hangi Şartlarda İmzalandı?
Sezer, 2019’da hem askeri işbirliği hem de deniz alanları anlaşmasının bir gün içinde imzalandığını belirterek, “Deniz anlaşması, TSK’nin Libya savaşına resmen müdahil olmasının önünü açan anlaşma olarak kabul ediliyor. İki anlaşmanın imzalanmasıyla, TSK oraya danışmanlık hizmeti, İHA-SİHA vermeye başladı” dedi. Ancak Sezer, Türkiye’de “meşru hükümet” teziyle sunulan bu anlaşmanın, Libya’nın doğusundaki Meclis tarafından onaylanmadığı için hukuki bir sakatlık taşıdığını ve Yunanistan’ın bu durumu Uluslararası Adalet Divanı’na taşıma davetine Türkiye’nin siyasi tezleri nedeniyle yanaşmadığını savundu.
Türkiye Kendi Stratejisiyle Neden ‘Kendi Ayağına Sıktı’?
Sezer, bu anlaşmanın Doğu Akdeniz’deki statükoyu Türkiye aleyhine bozduğunu iddia etti. Eskiden Yunanistan ile Mısır’ın anlaşamadığını ancak Türkiye’nin hamlesinden sonra bu iki ülkenin uzlaştığını söyleyen Sezer, “Onların anlaşması tam olarak, benim hep söylediğim 28. boylamı sınır kabul ediyor. Dolayısıyla 28’in batısını biz kaybettik, orada ne bir parsel ilan ettik, ne de gemi dolaştırabiliyoruz. Halbuki 28’in batısında da bizim hak iddiamız vardı. 27’ye hatta 26’ya, daha batıya kadar. Libya’yla deniz alanları belirleme anlaşmasıyla kelimenin tam anlamıyla kendi ayağımıza sıktık” dedi.
Avrupa Birliği ile İlişkiler Bu Durumdan Nasıl Etkilendi?
Anlaşmaların AB ile ilişkilere de zarar verdiğini kaydeden Sezer, Yunanistan ve Kıbrıs’ın AB üyesi olması sebebiyle ilan edilen sınırların AB sınırı olarak görüldüğünü belirtti. Sezer, “Avrupa Birliği 2019’dan beri tüm zirvelerinde, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin her zaman ‘kulağını çekti’” diyerek bölgedeki düellonun Brüksel kanadındaki yansımalarına dikkat çekti.
Chevron Anlaşması Mavi Vatan Söylemi İçin Yolun Sonu mu?
2020 sonu itibarıyla ‘Mavi Vatan’ tezinden fiilen geri adım atıldığını ve gemilerin Karadeniz ya da Somali’ye çekildiğini savunan Sezer, Yunanistan’ın Chevron hamlesini şu sözlerle yorumladı: “Bu anlaşma açıkça, Türkiye’nin Libya anlaşmasının tanınmadığı anlamına geliyor. Chevron öyle bir şirket ki, biz de Chevron’la güya işbirliği anlaşmaları yapıyoruz. Chevron öyle bir şirket ki Kıbrıs’ta ve Yunanistan’ın güneyinde doğalgaz ve petrol arıyor. Ve Chevron öyle bir şirket ki tamamen ABD’nin derin devletinin de müesses nizamının da desteğini alıyor. ‘Mavi Vatan masaldı’ diyordum, o da bitti. ABD bu konuda tavrını net olarak ortaya koydu. ‘Mavi Vatan’ı eleştirenlerin haklılığı tescillendi.”
